KİTAPLAR, DOĞA / İKLİM
2 Şub 2025
Küresel Isınma – Mark Maslin
“İklim huysuz bir canavardır, biz de tutmuş onu sopayla dürtüyoruz.” W. Smith Broecker

Bir zamanlar canlı renkleriyle balıklara, deniz kaplumbağalarına ve birçok deniz canlısına yuva olan mercan resifleri, günümüzde beyaza bürünerek mezarlıklara dönüşmeye başlamış durumda. Artan deniz sıcaklıkları nedeniyle mercanlar ölüyor, bu ölümlerle birlikte deniz ekosistemleri de zarar görüyor.
Küresel ısınma, sadece bilimsel raporlarda yer alan bir veri değil; hepimizin hikâyesine dokunan, yaşamlarımızı şekillendiren bir kriz. Önlem alınmazsa, deniz seviyelerindeki yükseliş devam edecek, kıyı şehirleri tehdit altında olacak, tarım alanları kuraklığa yenik düşecek. Bu durum, önümüzdeki 60 yıl boyunca artması beklenen dünya nüfusunu açlığa sürükleyebilir.
Mark Maslin’in "Küresel Isınma" kitabı, herkesin anlaması gereken bu karmaşık ama acil soruna ışık tutuyor. Şimdi, kitabın öne çıkan noktalarına ve kendi notlarıma geçelim.
İklim Krizinin Küresel Etkileri
Küresel ısınmanın en yıkıcı etkileri, maalesef ve her zaman olduğu gibi, dünya üzerindeki en yoksul toplulukları vuracak. Sıcaklık artışları kıyı bölgelerinde yaşam alanlarını yok edecek, tarımı ve su kaynaklarını olumsuz etkileyecek ve sağlık sorunlarını artıracaktır. Örneğin, deniz seviyesindeki bir metre yükseliş, Maldivler gibi ada ülkelerinde kara alanlarının %75’inin sular altında kalmasına neden olabilir.
Hastalıklardaki artış da bu durumun muhtemel bir sonucu olarak karşımıza çıkabilir. Artan sıcaklık ve nem, sıtma gibi bulaşıcı hastalıkların yayılmasını tetikleyebilir. Ekonomik kalkınmanın yavaşlaması ise bu etkilerin daha ağır hissedilmesine neden olabilir.
Buzullar, Deniz Seviyeleri: Tehdit Edilen Gelecek
Buz çekirdeklerinde hapsolmuş gazların – bir nevi zaman kapsüllerinin – analizleri, özellikle son 400.000 yıl boyunca atmosferdeki karbondioksit ve metan gazlarının sıcaklıkla birlikte değiştiğini çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor.
Bilimsel modeller, önümüzdeki yüzyılda küresel sıcaklıkların artmaya devam edeceğini öngörüyor. Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli (IPCC), 2100 yılına kadar deniz seviyelerinde 20 cm ile 88 cm arasında bir artış tahmin ediyor. Bu durum, özellikle kıyı bölgeleri ve ada devletleri için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Maldivler gibi ada ülkeleri, gelecekte haritadan silinebilir.
Dahası da var. Buzullar eridikçe, beyaz yüzeylerin yerini koyu bitki örtüsü veya açık su alıyor. Beyaz yüzeyler güneş ışığını geri yansıtırken, koyu yüzeyler ısıyı soğuruyor. Bu durum, küresel ısınmayı daha da hızlandırıyor. Buna "pozitif geri besleme" deniyor, ama bu "pozitif" bir şey olmaktan çok uzak.
NASA'nın uydu verileri, Greenland ve Batı Antarktika buz örtülerinin küçülmekte olduğunu doğruluyor. Greenland Buz Örtüsü yakın gelecekte tamamen erimeyecek olsa da, geri dönüşü olmayan bir sürecin başlaması muhtemel görünüyor. Eğer bu süreç devam ederse, bin yıl içinde bu bölgede hiç buz kalmayabilir. Doğa bize alarm veriyor; artık duymamız şart.
Gezegenin CO₂ Depoları
Okyanuslar ve Amazon yağmur ormanları, karbondioksit emiliminde hayati bir role sahip. Okyanuslar, her gün atmosfere saldığımız tonlarca karbondioksiti emiyor, adeta bir sünger gibi çalışıyor. Ama bu emilim sonsuza kadar sürebilir mi?
Amazon yağmur ormanları ise karbon depolama yeteneğiyle, adeta gezegenimizin “akciğerleri.” Yıllardır karbon depolayıp havayı temizliyorlar. Artan kuraklık ve sıcaklık, bu ormanların savanlara dönüşmesine neden olabilir. Bu da yalnızca ormanların kaybı değil, içinde depolanan karbonun atmosfere salınması ve küresel ısınmanın daha da hızlanması demek.
Amazon yağmur ormanları şu anda kirliliği azaltmada kritik bir rol oynuyor. Ancak bu ekosistemin bozulması, küresel ısınmayı eşi görülmemiş bir şekilde artırabilir. Okyanusların ve yağmur ormanlarının korunması, bu mücadelenin kilit noktasıdır.
Bilimsel Araştırmalar ve İklim Döngüleri
Buz çekirdekleri ve derin deniz tortulları, son iki buçuk milyon yılda dört yerine 32’den fazla buzul-buzul arası döngü yaşandığını ortaya koyuyor. Bu bulgular, insan faaliyetlerinin bu doğal dengeyi hızla bozduğunu da gözler önüne seriyor.
Bu veriler, iklim krizine karşı iki temel stratejiyi işaret ediyor: emisyonları azaltmak ve iklim değişikliğine uyum sağlamak. Temiz enerjiye geçmek kritik bir adım. Ama ne yazık ki, bu tek başına yeterli değil. Özellikle yoksul ülkelerde, ekonomik kalkınmayı hızlandırmak da iklim krizinin etkilerini hafifletmenin bir diğer yolu.
Karbondioksitin Tarımsal Üretime Etkisi
Atmosferdeki karbondioksit artışı, bitkilerin fotosentez hızını artırabilir ve bazı bölgelerde tarımsal üretimi destekleyebilir. İlk bakışta iyi bir haber gibi görünebilir. Ancak bu durum, her zaman olumlu sonuçlar doğurmuyor.
Uganda gibi yerlerde, artan sıcaklıklar kahve üretimini ciddi şekilde etkileyebilir. Robusta kahvesinin yetiştirilebileceği alanlar, yalnızca 2 °C’lik bir sıcaklık artışıyla bile büyük ölçüde azalabilir. Çiftçiler için bu sadece bir ürün kaybı değil, yaşam biçimlerinin tehdit altında olduğu anlamına geliyor. Bu da tarımsal üretimi çeşitlendirme ve ekonomik dayanıklılığı artırma gerekliliğini ortaya koyuyor.
Canavar Uyanmak Üzere
Profesör Wally Broecker’in şu sözleri, iklim krizinin aciliyetini özetliyor:
“İklim huysuz bir canavardır, biz de tutmuş onu sopayla dürtüyoruz.”
Bu canavarı sakinleştirmek için bireysel farkındalık ve küresel işbirliği gerekiyor. Toplumun kurallarını, tüketim alışkanlıklarımızı ve üretim yöntemlerimizi baştan sona yeniden düşünmeli ve daha sürdürülebilir bir yaşam modeline geçmeliyiz. Çünkü bu sadece bizim değil, gelecek kuşakların da mücadelesi.
